ÖZGÜR YARGI DERNEĞİ İLKELERİ
(1) Erkler ayrılığı ilkesinin yargının bağımsızlığının önkoşulu olduğunu kabul eder.
(2) Gerek derneğin iç işleyişinde ve gerekse de yargının üzerinde işlediği genel sistem içerisinde gerçek demokratik esasları benimser ve olabildiğince doğrudan demokrasi ilkesini gözetir. Demokrasiyi yönetsel bir işleyiş olarak düşünmenin yanında etik bir değer olarak da kabul ederek, yönetsel bir sistemi tanımlamanın ötesine taşan anlayışla ve içinde cansız varlıklar da olmak üzere tüm doğa unsurları arasındaki ilişkileri düzenleyen bir bütün olarak kavrar. Bu nedenle katılım unsurunu sadece seçimlerde oy vermekle sınırlı görmez, hayatın bütün alanlarına yaymak ister.
(3) Adalete içkin hukuk halkındır ve bu anlamdaki hukukun üstünlüğünü savunur.
(4) Meslek etiği ilklerinin bir gereği olarak, politik faaliyette bulunmaz. Fakat yürütme erki, yasama erki ya da diğer kişi, kurum ve kuruluşların yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik her türlü olumsuz davranış, tutum ve girişimlerine karşı bir nevi meşru müdafaa tarzındaki karşı çıkışlarının yargı etiği ilkelerinin ve yargının onurunun önemli ve vazgeçilmez bir gereği sayar.
(5) Liyakat ilkesinin yargı bağımsızlığının olmazsa olmaz ilkelerinden birisi olduğunu kabul eder ve liyakatsizliğin, kendinde olandan fazlasını istemek olduğunu iddia eder. Yargıda, bürokraside ya da başka bir alanda, birisinin liyakatiyle uyumlu olmayan mevkie getirilmesi, hem hakkı yenen kişiye, hem ilgili kurum ya da ilgili işyerine ve hem de bu kurum ya da işyerlerinden hizmet alan yurttaşlara yönelik bir adaletsizlik sayar. Özetle, bir göreve liyakatlinin yerine, liyakatli olmayanı getirmenin ayrımcılık suçuna eş değer bir hukuksuzluk olduğunu kabul eder.
(6) 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Yasası’nın 15.maddesinde yargıçlık ve savcılık mesleğinin üçüncü sınıf, ikinci sınıf, birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıf olmak üzere dört sınıfa ayrıldığı belirtilmiş olup; bu durum yargı alanında liyakate dayalı bir yükselme, terfi ve atama sisteminin bir aracı olarak düşünülmüşse de, bunun doğru olmadığını, yargıç ve savcılar arasında kıdemden kaynaklanan sınıf farklarının yaratılmış olmasının, aslında daha çok okumak, çalışmak ve araştırmakla geliştirilecek vicdani yetkinliğin, tamamen mesleki kıdeme indirgenmesi anlamına gelmekte olduğunu ve liyakat ilkesinin özüne aykırı olduğunu, bunun yanında, yargıçlar arasında eşitsizlik yarattığı gibi, değişik sınıf kategorisinde yer alan yargıçlar tarafından yargılaması yapılan ilgili ve benzer davaların tarafları arasında eşitsiz bir durum yaratılmış olduğu izlenimi yaratılmış olması açısından da eleştiriye neden olabilecek bir durum olduğunu kabul eder.
(7) Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin seçiminde liyakat sistemi esas alındığında, kürsü diye tabir edilen yargılama makamlarında bilfiil görev yapan yargıç ve Cumhuriyet savcılarının seçilmesi gerektiğini; buna karşın gerek Bakanlık bürokratları, gerek müfettişler ve gerekse de yönetsel bir birim olan HSK’da görevli bürokratların seçilmemesi gerektiğini, zira yıllar boyunca yargılama yapmamış, adalet dağıtmak görevinde bulunmamış, tabiri caizse kürsü arkasında görev yapmış bürokratların kendi alanlarında liyakatli olsalar da, adalet dağıtma görevi bakımından kürsüde görev yapan yargıç ve savcılardan daha liyakatli olmadıklarını kabul eder. Yine yüksek mahkeme seçimlerinde benzer durumun, (yalnızca) unvanlı görevlerde bulunmuş başsavcılar ve (müstakil) komisyon başkanları içinde aynen geçerli olduğunu kabul eder. Zira bir başsavcı ve müstakil komisyon başkanının görevi yönetsel bir görev olup, yargısal değildir. Dolayısıyla bu görevlerde bulunanların yüksek yargı seçimlerinde kürsü yargıçlarından daha liyakatli oldukları öne sürülemeyeceğini savunur.
Bunun yanında Yüksek mahkemelerin üye ihtiyacı olan dairesinin baktığı davalar bakımından uzmanlığını ve ilgili alanda yetkinliğini ispatlamış kürsü yargıç ve savcılarının üye seçilmesini savunur.
(8) Yargıç ve savcı atamalarında ve unvanlı kadrolara yapılacak atamalarda olması gerektiği gibi ve hatta daha da sıkı koşullara bağlı olacak şekilde, önceden ilan edilmiş, objektif, cinsiyet ayrımcılığı içermediği gibi, cinsiyet eşitliğini ısrarla vurgulayan ve gerektiği ölçüde kadınlar lehine pozitif ayrımcılık öngören, belirlenebilir, puanlaması olanaklı ve somut, dürüstlük ve doğruluğu olduğu kadar idealist özellikleri ön plana çıkaran ölçütler getirilmesi gerektiğini savunur.
(9) Yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi için ilk derece mahkeme kararları dolayısıyla yargıç ve savcılara, Yargıtay ilgili daire başkanları ve İstinaf Mahkemesi ilgili daire başkanlarınca; İstinaf mahkemesi başkanı, üyeleri ve savcısına ise, Yargıtay ilgili daire başkanları tarafından not verilmesi uygulamasının kaldırılmasını savunur.
(10) Yargı bağımsızlığının mutlak bir şekilde sağlanabilmesi yolunda önemli bir adım olarak, savcıların kendi içinde özerk, dışarıya karşı tam bağımsız olmaları gerektiğini; bu nedenle haklarında başsavcılar tarafından performans formu ya da benzeri şekilde sicil formu düzenlenmemesi gerektiğini savunur. Savcısı bağımsız olmayan bir hukuk sisteminde meydana gelen bir adli olayın, hukuksuz bir şekilde; ya bir şekilde mahkemeler önüne hiç götürülmeyebileceği ya gerektiği gibi götürülemeyeceği ya da yargılama aşamasında diyalektik bir yargılamanın yapılamayacağını ve böylece etkili şekilde kovuşturulamayacağı gerçeğini göz ardı etmez.
(11) Yine yargı bağımsızlığının mutlak bir şekilde sağlanabilmesi yolunda önemli bir adım olarak, gerek yargıçlar ve gerekse de Cumhuriyet savcıları hakkında Kurul müfettişleri ile adalet müfettişlerinin olağan denetim yetkilerinin kaldırılarak, performans değerlendirme ve geliştirme formu düzenlemeleri uygulamasının kaldırılması gerektiğini savunur.
(12) Staj/adaylık döneminde bağımsızlığı sağlanamayan bir yargıç ve savcının, yargı bağımsızlığını içselleştirerek, adalete içkin kararlar verebilmesinin imkânsız olduğunu, bu neden yargıç ve savcı yardımcılarının belirlenmesi, eğitimi, görevden alınması ve atanmasının yargı bağımsızlığı esasına göre düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(13) Yargıçlar ve savcılara, kendileri hakkındaki sicil dosyalarına istedikleri zaman erişebilme olanağı tanınması gerektiğini savunur.
(14) Unvanlı kadroların belirli liyakat ölçütlerinin karşılayanlar arasından yargıç ve savcıların oylarıyla seçilmesini, seçilenlerin 2 yıl üzerinden tek dönem için seçilmesini ve dönüşümlü olması gerektiğini savunur.
(15) Hak ve özgürlükler ile yargı dünyasına ilişkin tüm konularda parlamento tarafından yapılan veya yapılması gündeme gelen konularda düşünce, görüş ve eleştirel katkı sağlamayı sorumluluğunun bir gereği sayar. Bu türden bir katkıda bulunmak konusunda üyelerini ve tüm hukuk bileşenlerini teşvik eder.
(16) Adli kolluğun etkin kullanılabilmesinin önünün açılmasını ve geliştirilmesini destekler.
(17) Yargı kararlarını hiç ya da zamanında yerine getirmeyen kişi, kurum, kuruluş ya da benzerlerine yönelik hukuki yaptırımların caydırıcı ağırlıkta olması için yeni bir yasal düzenlenme yapılması gerektiğini savunur.
(18) Başta adalet daireleri olmak üzere tüm işyerlerinde, adına mobbing denilen psikolojik işkence uygulamalarının önlenmesi için, mobbingin ceza yasalarında suç olarak düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(19) Hukukun siyasete alet edilmesinin önlenmesi için, bu gibi girişimlerin ceza yasalarında ağır cezalık suç olarak düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(20) Hukuku dogmatik ve statik bir bilim olmaktan kurtarılarak, öğretide hukuka irrasyonel bir felsefenin temel öğretisi gözüyle bakılmasının önüne geçilmesi gerektiğini savunur.
(21) Soruşturma ya da duruşma dosyalarında yazılı isimlerin bir insan olduğu gerçeğinin bir an bile akıldan çıkarılmaması gerektiğini savunur.
(22) Somut ve materyalist hayat koşullarının, soyut ve fizikötesi adalet duygusuyla ilişkisinin gerçeklik boyutunda olduğu zaman doğru karara ulaşılabileceğini savunur.
(23) Hukukçunun asayiş ve güvenlik insanı değil, adalet insanı olduğunu savunur.
(24) Avukatı, yargıç ve savcılarla birlikte yargılamanın asli bir unsuru olarak görür. Dolayısıyla avukatın, yargıç ve savcının her karar ve işleminde varlığını bilgisiyle hissettiren kurucu yargı organlarından birisi olduğunu savunur. Bu kapsamda olmak üzere, avukatlarla yargıç ve savcıların yargılama süjesi olmak bakımından eşit makamlar olması gerektiğini savunur.
(25) Savcılar ve yargıçların ayrı binalarda görev yapmaları gerektiğine inanır.
(26) Savunma makamının savunmayı hakkıyla yapabilecek yetkilerle donatılması gerektiğine inanır.
(27) İddia makamı ile savunma makamı arasında denge sağlanması gerektiğine inanır. Başka bir deyişle “silahların eşitliğinin”, “yetkilerde dengenin” ve usulü eşitliğin sağlanması gerektiğini savunur. Bu durumu sağlamanın adil (hakkaniyete uygun) yargılama ilkesinin ön koşulu olduğunu savunur.
(28) İddia makamı ile yargıcın aynı kürsüde yan yana oturmasının ‘iddia’ ile ‘hükmün’ birleşmesi anlamına gelebileceği kaygısını taşır. Hem bu kaygı hem de silahların eşitliği ve dolayısıyla adil yargılanma prensibi gereği, iddia makamı ile savunma makamının duruşma salonundaki mekânsal konumunun yargıç kürsüsüne aynı uzaklıkta bir mesafede eşit derecede olması gerektiğini savunur.
(29) Avukatların mutlak bağımsızlığını savunur. Bağımsızlığı olmayan bir avukatlık mesleğinin savunma ve hak arama görevini gerçekleştiremeyeceğini düşünür.
(30) TBB başkanının ve yönetim kurulunun aralarından seçeceği bir üyenin HSK’nın doğal üyesi olması gerektiğini savunur.
(31) Savunma hakkının niteliği ve adil yargılanma hakkının gereği olarak kişinin kendini savunabilmesi ve bu amaçla kendine avukat tutabilmesinin temel insan haklarından birisi olduğunu kabul eder.
(32) Savunma makamının kısıtlanan haklarının, şüpheli ve sanığın kısıtlanan hakları demek olduğu kadar, şüpheli ve sanığın kısıtlanan haklarının da savunma makamının kısıtlanan hakları demek olduğunun bilincindedir. Bunun yanında, özellikle günümüzdeki gibi karmaşık ve kaotik toplumlarda herkesin bir gün herhangi bir şekilde şüpheli konumuna düşme olasılığı bulunduğu gözetildiğinde, savunma makamının kısıtlanan haklarının bütün toplumun kısıtlanan hakları demek olacağının da bilincindedir.
(33) Savunma ve savunma makamı söz konusu olduğunda, başta Birleşmiş Milletler Avukatların Rolü Konusunda Temel Prensipleri, Avrupa Topluluğu Avukatlık Meslek Kuralları ve Avukatlık Meslek Kuralları olmak üzere savunma etiğine ilişkin tüm hükümleri savunur.
(34) Derneğin amaçlarını gerçekleştirmek üzere il, ilçeler ve yurt dışında şubeler ve temsilcilikler açmak, platformlar, çalışma grupları ve komisyonlar oluşturmak gerektiğine inanır.
